29 Haziran 2010 Salı

BİLECİK GÖLPAZARI ÜZÜMLÜ KÖYÜ GEZİMİZ

Bu güzel etkinliği sevgili Kudret bey düzenledi. Her zaman olduğu gibi İncirliden çıktık yola, gümledi arka teker verdik bir mola.:) 1saat süren uğraşdan sonra devam ettik ve İsmailin yerinde sabah kahvaltımızı yaptık.
Köyde düzenlenen festivale yetişip etlinliğe katılmaktı plan fakat geç kaldık ama etli pilavı kaçırmadık.:) Çok güzel yapmışlardı ellerinize sağlık dedik ayranlarla götürdük bi güzel.:) Gölpazarı kaymakamıyla tanıştık ve aramıza kattık ve ilk olarak köyün yanıbaşındaki yüksek bir kayaya ufak bir kaçış yaptık hepbirlikte, kayanın yerlisi bir sansar karşıladı bizleri ama huzurunu kaçırmış olacağız ki anında kaçtı sonra bizde canınsağolsun deyip tepedeki neden yapıldığını tam olarak anlayamadığımız 4oyuğu inceledik, uçurumun dibine kadar gidip geri kaçtık.:)
Sahi bu arada köy ve civarı adeta kiraz cennettiydi köye yaklaşırken siftah olarak daldığımız bir ağaç sonrası yanından geçtiğimiz her kiraz ağacından göz hakkımızı almakta hiç tereddüt etmedik.:) Köylüler o kadar sıcak güzel insanlarki hep kiraz bahçelerine davet ettiler, hatta dönüş yolunda parayla istediğimiz bahçe sahibi bunu kabul etmeyip buyrun dalında yeyin dedi, araçtan 14kişi inince umarım pişman olmamıştır.:))

Neyse efem Kaymakam beyle bu ufak gezi sonrası köye dönüp kendisini bırakıp biz eski köye ufak bir trek yaptık. Asıl köy heyelan tehlikesi yüzünden boşaltılmış ve bu eski köy buram buram tarih, anı kokuyordu doğrusu..daracık taş döşenmiş yolları, tahta ve topraktan yapılmış evlerinin güzelliklerine bayıldım şahsen.

Akşam olmak üzereydi ve çıktığımız yüksek kayalık akşamı erken getirmiş, güneş halen var olmasına rağmen gölgesi üstümüze düşmüştü, kamp yerimize dönüp çadırları kurmak üzere herkete geçtik. Kısa süre içinde herkes yerini beğenip çadırını kurdu. İki adet kendinden oturaklı pratik 6şar kişilik masayı ortaya kurduk.
Bu sırada Kudret beyin yola çıkmadan sipariş ettiği Gölpazarından alınan köfteler büyükçe bir mangalda sevgili Hasan bey tarafından pişirilmiş, salatalar hazırlanmıştı. Haydi baylar bayanlar köfteler hazır anonsuyla hepimiz çok lezzetli köfteleri götürmeye başladık.:)
Ortalık toparlandıktan sonra hava iyice kararmaya başlamıştı ve gece için ateş yakmak üzere ormadan kuru ağaçlar temin edildi. Ateş yakıldıktan sonra altımıza mat,ları alıp ateşin etrafında toplandık gitar çalıp adet olduğu üzere akdeniz akşamlarını söylemeye başladık, şaka şaka.:) Her zaman olduğu gibi yoğun istekle birlikte sevgili Osman bey güzel türkülerine şarkılarına başladı ve biz çirkin sesli yancılar eşlik etmekle yetindik.:) Tabiki Selma hanımda bizzat ve şahsen renk kattı sağolsun.:)

Yol yorgunluğu ve ufak trek,in yorgunluğu vs. bir araya gelince ben çadırıma dalıp uykuya dalmaya çalıştım, tertemiz havada çok zor olmadı. Ertesi gün yan çadırdan horladığıma dair kuru bir iftirayla karşılaştım.:) Hayır efendim ben horlamam yastık problemi yüzünde di bi kere.:) Neyseki üst çadırlardan birinden daha yüksek desibelde bir horlama gerçekleşmiş de ben kaynadım.:) Sabah harika bir kahvaltı yaptık, çadırlarımızı toplayıp günün planını yaptık ve yola çıktık. Aslında derin suları olan derin bir kanyona girilecekti fakat son günlerde yoğun yağan yağmur yüzünden tehlikeli olabileceğine karar verilip dere yürüyüşü planlandı.

Dereye vardığımızda suyun yağmurlar yüzünden sapsarı aktığını gördük dibi gözükmediği için karşıdan karşıya geçip dere kenarından patikadan yürüyüş yaptık. Bu arada sanırım eski Roma uygarlığına aitti, kaya mezarı gördük tabiki hemen her yerde olduğu üzre etrafı çalılarla kapatılmış keçi ve koyunların ahırı olarak kullanılıyordu! Eski ipek yolu oradan geçiyormuş yer yer bunun izlerini gördük derin kanyonun kenarlarında.

Ve yürüyüşden dönüş finali.. Hamam denilen yere geçtik. Dar bir yerde yaklaşık 2,5metre yüksekten dümdüz bir kayanın içinki ufak bir delikten akan yaklaşık 28derece olan harika bir oluşumdu ve bizde suyun altına girip doğal jakuzi masajı yaptırdık.:) Suyun altından çıkmak istemedik, altına bazen 3er kişi sığmaya çalıştık çok güzel bir ortamdı.:) Köydeki bir inanışa göre çocuğu olmayan kadınlar suyun aktığı yere bir yumurta koyuyorlarmış yumurta erirsemi orda durursamı tam anlayamadım bişi olursa çocuğu oluyormuş.:)

Daha sonra ordan istemeyerek ayrılıp bizi bekleyen aracımıza yürüyüşe geçip, varıp, köye döndük. Son kalan düzenlemeleri yapıp İstanbula doğru yola çıktık, yolda kiraz toplayan köylülerden kasası 15kg gelen kirazı 15TL,ye 2kasa aldık, evet yanlış okumadınız burda 4-5TL olan napolyon kirazını köylüden 1-1,5TL.ye alıyorlarmış. Aslında bazı ürünler hal,e girmeyip marketler tarafından daha iyi bir ücrete çiftçiden alınmalı.
Kiraz toplayan birini günlük yövmiyesi 30TL.imiş ve en fazla 50Kg toplayabiliyormuş. Nerden bakarsanız yazık, ne emeğin, ne çiftçiliğin hiç değeri kalmamış, zaten bu yüzden tüm civar köylerdeki yeni gençlik büyük şehirlere göçtüğü için köylerdeki nüfus çok az kalmış. İmkanları kazançları kısıtlı olan köylüler öyle sıcak güzel insanlarki misafirleri kazancın çok üstünde görüp öyle davranıyorlar. Günlüğü 30TL.ye işçi çalıştıran köylü 25,lik midibüsde bulunan insanlardan para kabul etmeyip bahçesine buyur edebiliyor. İnsanlık, sıcaklık, samimiyet sanırım artık küçük yerlerde daha büyük.

Özet yapmaya çalıştım ama iki günlük konaklamalı bu harika gezi ancak bu kadar kısaltılabilir herhalde.:)
Organizasyonu yapan ve çadırlarını ve tüm gerekli donanımı bizlere sunan sevgili Kudret beye çok teşekkür ediyorum. Varlığıyla emeğiyle güzellik katan tüm arkadaşlarada ayrıca çok teşekkür ediyorum.

Not:Resimleri gün ve gün geldikçe paylaşacağım, eminim çok beğeneceksiniz.

3 yorum:

karabidikim dedi ki...

Gerçekten harika bir gezi olmuş diğer resimleride bekliyorum sevgiler...

ruhum dedi ki...

Çok güzel bir gezi olmuş.resimleriniz harika...

keditasması dedi ki...

Of of dağları tırmanmışsınız.