31 Aralık 2009 Perşembe

YENİ YILA GİRİYORUZ..2010.


Evet bu gece 12de yeni yıla giriyoruz, ve işte yıl 2010...
Yutkundum bir an, durakladım... Yıllar nasılda geçiyor.
Son 5yılım çok kötü geçti çokk, umduklarım hayallerim
hem olmadı hemde tersi oldu, yanıldım, yanıltıldım...
Hayat tecrübesi bitmek bilmiyormuş meğer, tamamdır
dememek gerekiyormuş, en ummadığınız,
en yaşayamayacaklarınız sizi bekleyebiliyormuş, aklınıza
hayalinize gelmeyen şeyler...

Yeni yıl için, 2010 benim yılım deyin diyorlar, peki bunu
diyeceğim, ve herşeye rağmen en kısa zamanda herşeyi
yoluna sokmaya çalışıp hayallerimin özlemlerimin peşine
düşeceğim. Dante gibi ortasında değilim ömrüm, olurmu
olmazmı bilemiyorum ama şansımı hep zorlayacağım.
İstediğim hayal ettiğim yuvanın içinde, son nefese kadar
içimde sevgi ve huzurla yaşayacağım bir hayal bu...

Tüm güzel ve hak eden insanların hak ettiği işi, eşi, mutluluğu,
huzuru, kalbinde hep var olacak sıcacık bir sevgiyle sürekli
yaşamasını diliyorum yeni yıldan.

Tüm dünya güzellikleri sizinle olsun sevgili arkadaşlar,
yeni yılınız kutlu olsun...

29 Aralık 2009 Salı

27 Aralık 2009 Pazar

DAVRANIŞ


İnsan özünde nasıl olursa olsun kendisine nasıl davranıldığı
çok önemli. Bu benim için böyle en azından. Kimseye
tek tip davranmam mesela, bir nevi ayna olurum..
Bence herkes hak ettiği değeri bulmalı, görmeli, yoksa
iyi ile kötü arasında nasıl bir fark olabilir.

Herkes herkese göre değil şüphesiz, yoksa hırsızın arkadaşı
olmazdı, dolandırcının, düşüğün yanında kimse olmazdı,
kim kimle olabiliyorsa bu aynı zamanda onun duruşunu
anlayışını, karakterini yansıtmazmı..

Kötü olan, davranan, sürekli hatalar yaparak inciten birine,
iyi birine olan davranış gibi bir davranışta bulunmak bana
saçma geliyor ve haksızlık gibi geliyor. O kötüye alet
olmak gibi, yaptıkları yanına kar kalır gibi..
Aciz olmamalı insan, kendisine yapılan kötü davranışlara
karşı, ve kötü olan, yanlış yapan, anlamsız bir nezaketle
ödüllendirilmemeli. Kişiye, insana göre davranmasını bilmeli.

Ben normalde sinirli biri değilimdir, fakat hayatta
en tahammül edemediğim şey aptallık ve saçmalıktır.
Yani aklı başında, mantıklı düşünüp hareket edebilen,
insani doğrulara göre düşünüp, ölçüsü, görüşü, anlayışı
düzgün insanla sonsuz anlaşır ve her anlamda yanında
olabilirim, diğer şekilde ise sadece sinir harbi...

Yani davranış davranışı belirliyor bence, bunu iyi
anlamak bilmek gerekiyor.

26 Aralık 2009 Cumartesi

BLOG TOPLANTISI


Şu anda geldim toplantıdan ve hemen bloguma yazmak
istedim. Herşeyden önce korktuğum başıma geldi tek
erkek blogcu bendim.:) 6.Kata çıkıp grubu gördüğümde
blog toplantısı olduğunu hissettim, zira toplanan bir grup
daha vardı arka tarafta. O anda bir ateş bastı doğrusu,
hemen dönsemmi diye düşünmedim değil.:)

İlk olarak Özge Hanımı sordum, kendisi yanıma gelip
hoşgeldiniz demesinde son ana kadar öyle sıcak öyle
samimiydi ki, ve diğer blogcu arkadaşlarda öyle içten
sıcak insanlardı ki orda olduğuma sevindim..

Özge Hanıma ilk sorduğum iğneiplik gelmedimi oldu.:)
Zira Özge hanımın blogunda iğne iplik erkek arkadaşıyla
geleceğini yalnız kalmayacağımı yazmıştı.:) 15dk. kadar
sonra onlarda gelince iki bey olduk, kısa bir süre sonra
sağlıklımutfak blog sahibinin eşide yanında gelince çok daha
rahatladım doğrusu.:) Genel ağırlık yemek ağırlıklı
bloglardan oluşuyordu, bunun yanı sıra fotoğrafçılıkla
ilgili de bir hayli blogcu olmasına sevindim zira benimde
henüz faaliyete geçiremediğim böyle bir ilgim var.:)

Hediyeleşme çok güzel bir düşünceydi gerçekten.
Lezzetibol blogun hediyesi bana çıktı, çok güzel bir
balık tabağı; teşekkür ediyorum bunun için. Benim
hediyemde fotoğraf penceresinden,e çıktı, yeni açtıkları
ofislerinde iyi olacağını söylemesi isabetli olması
dolayısıyla beni sevindirdi.

Güzel bir gün, ve güzel bir toplantı oldu, bunun mimarı olan
Özge Hanıma, bu düşüncesi için ama herşeyden önce
sıcaklığı, herkese olan ilgisi, ve samimiyeti için çok çokk
teşekkür ederim.

23 Aralık 2009 Çarşamba

YENİ YIL YENİ DÜZEN ve YENİ DİLEKLER

Sene sonu geldiğinde ne heyecanlanırım ne abartırım.
Günler her gün bir numaratör gibi  atarken yılların 365günde
bir atması olsa olsa hüzün verir bana. Hayattan bir yıl daha
gitti diye. Gerçi bu yaşadıklarıma bağlı. Eğer istediğim
gibi bir hayatın içindeysem yıl devretse ne olur devretmese
ne olur. İstediğim gibi yaşayamadığım hergün bile kayıpken...

Her yeni yıla girerken, değişen bir rakkamın yeni yeni
ve güzel şeyleri getirmesini dileriz, yeni yıla gireriz ve bir
ay sonra herşey aynı rolantisine girer, hep böyledir bu.
Karamsarlık falan değil benimki, bir gerçek, zira dünyanın
ve yaşamların gittiği nokta ortada genel itibariyle..

Son 5yılımı aklım almıyor, belki bu yaşamışlık, belki bir sürü
hayal kırılığı birazda olsa pollayannacılığı yok ettirdi bana.
Hayatı hiçbir zaman elli parçaya bölmedim ben, o ayrı
bu ayrı diye, yaşadığımın gerçekliğine baktım oyun
oynamadım, zorla zannetmeye çalışmadım kendimi
kandırarak. Hayat yıllarının çoğu geride kaldığı zamanmı
insan bu kadar hesap yapmaya başlıyor acaba. Yıllar
önce böyle düşünmezdim, yeni yıl gelir kutlar dilekler
diler diğer yıla geçer yaşamaya devam ederdim, yaş
ilerledikçe insan bilanço çıkarmaya başlıyor sanırım.

O değişen bir rakkamı başka değişikliklere vesile kılmak
istiyorum. Yaptığım hataları yanlışları yapmak istemiyorum
diyeceğim ama yanlışlar bir tek benim yüzümden olmuyorki
öyle maskeler varki, öyle kendini ve ne istediğini bilmezler
varki ister istemez inanıyor ve kanıyorsunuz. Bundan
canınız yanıp kendinizi çekerseniz yalnızlaşıyorsunuz.

Yeni yılda değişmesini istediğim o kadar çok şey varki,
gelmesini ve yaşamayı istediğim bu yaşımda hala öyle
çok özlemlerim hasretlerim varki, olurmu olmazmı hiç
bilmiyorum fakat kendime farklı bir düzen çizmek istiyorum.

Ufaktım ve 2000 yılı konuşulurdu, yeni icatlar ortaya
çıkacak ve bir nevi uzay çağı bağlıyacaktı sözde. Neler
neler dilendi o yeni yıldan, neler neler umuldu, ee ne oldu..


Basit bir uyarı aleti yok diye hala canım ülkemde boş yere
19can yok oldu bir maden ocağında, 19 ailenin canı yandı
kimbilir kaç çocuk babasız kaldı....yeni yıldan güzellikler dilemek,
..dileyelim, bu senede dileyelim....herkes elindekinin kıymetini
bilsin nankörlük yapmasın, yıkmasın, yakmasın, yuvalar
dağılmasın, insanlar ve insanlık daha insan olsun, herkes aklını
başına toplasın ne istediğini istemediğini bilsin ona göre yuva
kursun, ki mutlu olsun. Ailesi dağılmış çocuklar olmasın,
ama o ortamda herşey daha kötüyken de kimse kimseye
mahkum olmasın. Çocuklar emniyette olsun, ırzına namusuna
onuruna el uzatılmasın. Kimse kimseyi aldatmasın.


Kadınlar daha güçlü olsun ekonomik bağımsızlığım yok deyip
çiğeri beş para etmezlere mahkum  olmasın. O çiğeri beş para
etmezlere bir mucize olsun ve çiğ, iğrenç değil olgun yürekli
insanlar olsun.

Adi ve şerefsiz İsrail abluka altına aldığı insanlara insan gibi
davransın aç açık bırakmasın, organlarını çalmasın. (O çocuk öldü)

Yine adi ve şerefsiz ülke Amerika başka ülkeleri işgal edip
Iraktaki gibi milyonlarca ölüme milyonlarca dağılmış aileye
ve öksüz kalmış çocuklara neden olmasın.


Afrikada çocuklar açlıktan ölmesin diye de dileyelimmi? Hadi
dileyelim..artık sefil bir hayat yaşamasınlar onlarda, insan olarak
hak ettikleri hayatı yaşayabilsinler artık. Hindistan da yetersiz
çeyiz getirdi diye kadınlar yakılmasın diye dileyelimmi? Hadi
onuda dileyelim.. Üstün! medeniyet seviyesine ulaşmış Avrupa
ülkelerinde kız çocukları 11 yaşlarında doğurmaya sıklıkla
başlamış ve tabiki çocuklar ellerinden alınıyormuş ve genelde
babaları bilinmiyormuş, şu Dünyada insanlara akıl fikir gelsin,
bir maneviyat gelsin bunlar olmasın, o doğan çocuklar her
anlamda eksik yeni nesilleri oluşturmasın diye de dileyelim.mi?


Bence çok fazla şey dilemeliyiz yeni yıldan, zira evimizin içi
hayatımız düzelsin diye dilerken çocuklarımızı getirdiğimiz
şu dünyada, onlara hiçbirşey bizde olduğu kadar bile iyi
ve güzel kalmayacak bence.

Tamam her güzel şeyi dileyelim buna sözüm olamaz,
ama birazda uyanalım artık, her birey de birşeyler yapma
anlayışı çabası olsun artık öyle değilmi?

21 Aralık 2009 Pazartesi

MEVLANA - Etme


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun
etme.

Mevlana Celaleddin Rumi

17 Aralık 2009 Perşembe

YENİ YIL


Bugün 1 Muharrem 1431. Hicri Takvime göre yeni yılın
birinci günü. Herkesin Hicri Yılbaşını tebrik ediyorum,
Kameri 1431 yılının tüm insanlığa huzur, mutluluk ve bereket
getirmesini diliyorum. Hastalara şifa, sıktısı olanlara
ferahlık, huzur, sağlık, akıl, doğruyu yanlışı bilen yürek
diliyorum. Ve bir sürü güne anlam yükleyen bizlerin
bu günüde unutmamamız gerektiğini düşünüyorum.
Kutlu, mutlu olsun...güzellikler getirsin inşallah.

YÜREK


Yürektir insana bazı şeylere izin verdiren veya verdirmeyen,
veya vicdan..ama ben yürek demek istiyorum, insanı insan
yapan yürek.

İnsanı insan yapan evet, zira yüreği neye el veriyorsa insan
onu başkasına veya kendine reva görebiliyor. Orası rahatsız
olmuyorsa hayatının içine herşeyi katabiliyor, doğruları kendine
göre değiştiriyor bazen işine geldiğince. Aşıyor aştıkça, yıkıyor
duvarlarını yıktıkça, el veriyorya yüreği, neye göre kime göre
kime ne diyor insanoğlu, üç kuruşluk Dünyada insana yakışanı
yapamıyor. Sevdiğinin kıymetini bilemiyor, sevmenin Aşkın
değerini kıymetini bilemiyor. Öyle bir at gözlüğü takıyorki
önünden başka yeri görmüyor. Sahibi atına sağdaki soldaki
şeyleri görüp korkmasın ürkmesin diye at gözlüğünü takıyor ya,
insanda işine geleni yaşayabilmek için at gözlüğü takıyor kendine.
bazen bilerek, bazen bilmeyerek, ama sorgulamadan...

Yüreksizlikten şikayet eden insan yüreksizliklerin sahibi oluyor,
oluyor da başı önünde eğilmiyor, ne tuhaff.. Bilemiyorum belkide
bu insanlar hayatları boyunca işine geleni ve mahrum kalmamak
adına yaşadıkları için bu seferde aynı gamzılığa duyarsızlığa
anlayışsızlığa sahip oluyorlar, yani şikayet ettikleri gibi oluyorlar..

İnsanı insan yapan Yürek değilmi gerçekten de. Hayatın
boyunca yaptıklarını, yapabildiklerini söyle bana kim
olduğunu söyleyeyim sana, ama nefret etme bende sonra,
çünkü ilk defa işine gelmeyen şeyleri duyacaksın, acı
gerçekler tokat gibi yüzüne çarpacak...ya da boşver
herneysen kimsen yaşa gitsin, mesihmiyim ki ben...

Sen herşeyi ne kadar var edeyim diye uğraşsan da
anlamayan yürek her zaman herşeyi mahvetmeye
görmemeye anlamamaya devam edecektir bir bakın
hep böyle olmuyormu..oluyormuş meğer..

Hayat bazen yıllarınızı, saflığınızı, hatta bazı duygularınızı
alan yok eden dersler veriyor insana.

12 Aralık 2009 Cumartesi

HAYAL KIRIKLARI...



Hayatım boyunca her insan gibi, her insan kadar hayal
kırıklığına uğramışımdır sanırım. Hımm kimbilir belkide ben
daha fazla uğramışımdır, belki de daha az! Ne değişir ki
ben dost olarak çok, insan olarak çok sevdiğim birinde
ona yakışmayacak veya ilişkimize dostluğumuza yakışmayan
şeyler gördüğümde bir çok insandan daha fazla etkilendiğimi
düşünüyorum doğal olarak soğuyorum. Bazı insanlar
defalarca hayal kırıklığına uğradığı acı çektirildiği,
kandırıldığı halde o insandan vaz geçemiyor.
Bu bağlılıkmı, bağımlılıkmı?
Sonuç her ikisinden biri de olsa durum acaip!

Hayatımda ilk defa (dilerim son olur) en olmayacak
şeylere rağmen yıllarca birinden soğumadım, yaptığının
ona yakışmadığını, ona ait olmadığını, yılların etkisiyle
ve klavuzu etkisiyle elinde olmadan yanlışları doğru
sandığını düşündüm. Bunlar değişirse zaten normal
hayatta güzel olan bu insanın her anlamda, her bakışta
güzel bir insan olacağını düşündüm. Ve o an geldiğinde
gözlerinin açılacağını ve aman allahım diyeceğini umut ettim.
Her şey bu insanın tepkileriyle orantılı olarak ters gelişti,
ters baktığı, ters gördüğü herşey gibi, ve sonuç büyükk
bir hayal kırıklığı. Şu Dünyada neler nelerr değişiyor
evrime uğruyor ama bazı bakışlar hiç değişmiyormuş

Yarı yaşımı geçeli bir hayli oldu, ödül diye baktığım
şeylerin bu hayatta ömür törpüsü olduğunu gördüm.

Yaşamın içinde güzel olduğunu düşündüğünüz şey
güzel bitiyorsa
güzel oluyor bence.. Yani güzeli sonlar belirliyor.

Yeni bir hayata başlamak için çok büyük acıları göze
almıştım oysa. Hayallerim özlemlerim vardı, hiç birşeyi
oyunla, yalanla, kendimi kandırarak yaşamak istemedim.
Her duyguyu yüreğimin en derininde yaşamak, hissetmek
istedim hayatımın geri kalanında. Bir daha  asla geri
gelmeyecek şu hayatı, yüreğimde özlemler  hasretlerle
son bulmasın diye, son gücümle, var olan son barutumla
bu savaşıma çıkmıştım oysa.. Çok şeyin yalana boşa
döndüğünü gördüm de bu kadarını değil.

Şimdi çok yorgunum. Hayatımda yıllar önce bir hata
yaptım şimdi on tane doğru yapsam düzeltemiyorum,
yanılıyorum veya yanıltılıyorum, herşeyim, yıllarım hala
boşa gidiyor.

Yetsin, huzur nerdeyse o gelsin, huzurr, bıktım
saçmalıklardan akıl almazlıklardan. İnsanın en insan
halini, en akıllı en mantıklı, en yürekli en haysiyetli halini
istiyorum, acizini zavallısını değil en güçlüsünü, kötüye
tenezzül edenini değil, kötüye katılanı değil, kötüye iyi
diyeni değil, kaderini üç kuruşlukların çizmesine izin vereni
değil, yalana kananını değil doğrudan kaçmayanını
istiyorum hayatımda. Yoruldum ya , bana köstek olanı
değil destek olanı, hayatı insanı anlayıp beni yoranı değil
benimle fikir birliği yapanı, uyumu özledimm benimle
aynı pencereye bakıp aynı şeyi göreni istiyorum yani
imkansızı...

Öylesine, ölesiye yorgunum ki, şu resimdeki gibi bana
huzurlu gelen bir ortamda sonsuza kadar ya da sonuma kadar
yürüyebilirim gibi geliyor. Ve yeniden güçlenmek istiyorum,
değil bir insan, bin insan yanıltsa, hayal kırılığına uğratsa
umutlarımı yok etmemeli. Onlar hayatı umarsız ve kırdıklarını
ardlarında bırakarak yaşayabilirken kırıklar, kırılanlar
onlara inat daha güçlü olmalı öyle değilmi? Utanmayan
utansa ne olur sizin yıllarınızı, gücünüzü, umudunuzu hiç
ettikten sonra..

Son nefese daha ne kadar var kimbilir..
son nefese kadar olan süreden,
yılları çalanlara inat...

10 Aralık 2009 Perşembe

BİRAZ GÜLÜMSEYELİM


BAKMAK ve GÖRMEK ARASINDAKİ FARK
Karı-koca birlikte tatile çıkarlar. Gittikleri yerde kamp kurarlar. Tatillerinin ikinci gününün akşamı güzel bir yemek yiyip uykuya dalarlar.

Birkac saat sonra kadın uyanır ve kocasını da uyandırır. Adam uyku sersemidir güzel bir rüyadan uyandırıldığı icin de biraz kızgındır
"Ne oldu? Ne istiyorsun?" diye sorar.
"Yukarıya bak ve bana ne gördügünü söyle. "
Adam gökyüzüne bakar ve cevap verir:

"Bunun için mi uyandırdın beni?. Baktım işte. Bir sürü yıldız görüyorum, ışıl ışıl parlayan milyonlarca yıldız." Karısı tekrar sorar: "Peki, bu sana neyi gösteriyor?" Artik iyice uykusu kaçan adam biraz düsünür ve cevap verir: "Teolojik olarak Tanrının kudretini ve kendi acizliğimizi görüyorum. Felsefi olarak, evrenin sonsuzluğunu ve onun karşısındaki önemsizliğimizi görüyorum. Astronomik olarak galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin varlığını görüyorum. Yıldızların konumuna bakarak saatin 3 olduğunu, Meteorolojik olarak da bugün havanın çok güzel olacağını görüyorum. Niye sordun bunu bana? Sana neyi gösteriyor?"

"Çadırımızı çalmışlar...''

8 Aralık 2009 Salı

AŞK MIYDI O..?


AŞK MIYDI O?

Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi

Etime bir alev değmişçesine
Nasıl da yakardı öptüğü zaman
Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine

Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
O delice sürdürmeler yaşantımızı

Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
Ve en kuytularda buluşmak korka korka

Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
Varmak için o sevgiyle açılmış kollara
Apansız düşmek yükseklerden bir yerden

Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de..

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

6 Aralık 2009 Pazar

YARDIM ETMEK


Dün bir gazetenin cumartesi ekini okurken bir köşe
yazarının yazısı dikkatimi çekti ve hoşuma gitti onu
yayınlamak istiyorum.
***
05 Aralık 2009

Hiç de iyi olmayan bir huyumu keşfettim. Yeni keşfettim
ve çok rahatladım. Öyle dünya iyisi bir insan falan da
değilimdir ama bende yerli yersiz yardım etme isteği var.
Nereden çıktığını bilmediğim bir huy. (Gülmeyin, öyle
garip bir şey) Yardım istendiğinde bunu yapmak doğal.

Her insan elinden geleni yapar zaten. Ben benden yardım
istendiğini varsayarak yola koyuluyorum. Bir çaba bir
çaba. Elimden ne geliyorsa ardıma koymuyorum.
Konuya dair tanıdığım kim varsa devreye sokuyorum.
Sonra haliyle bir teşekkür bekler hale geliyorum.
O yoksa da en azından saygıya benzer bir şey bekliyorum.
Hiçbiri olmayınca da çok şaşırıyorum, hatta şok oluyorum,
günlerce ‘bu nasıl insanlık’ sloganları atıyorum.

Son günlerde bu konu üzerinde biraz kafa yordum.
“Hata bende olabilir mi?” diye. Evet, hata bende. Ben
her nedense herkesin benden yardım beklediğini
zannediyorum. İsteyenler de vardır elbet ama haliyle
herkes değil. Beklemedikleri yardım karşısında da gereken
tezahüratı göstermiyorlar. Niye göstersinler ki?
Ben de bu gelmeyen takdir karşısında hem kendi değerimi
düşürmüş oluyorum hem de bir şekilde aşağılanmış
hissediyorum.

Aranızda mutlaka benim gibi şaşkınlar vardır. Belki size
de bir hayrı dokunur diye yazdım. Siz siz olun yardım
istemeyen kimseye yardım etmeye kalkmayın. Boşu
boşuna ne kendinizden ne de karşınızdakinden soğuyun.
***

Evet o şaşkın o aptallardan biri benim, ve hayrı dokundu
teşekkür ederim Yasemin Altan. Hiç böyle düşünmemiştim
şaşırdım.. İnsan nasıl al aşağı edilir iyi bilirim ama böyle
düşünmemiştim gerçekten. Aptalmışım meğer...

4 Aralık 2009 Cuma

ŞEREFSİZ KÖPEK APO, KÖPEK BAYDEMİR, KÖPEK DTP, KÖPEKLERRR

Yazıma başlarken gerçek köpeklerden özür dilemem
gerektiğini  düşünüyorum, bilseler anlasalar onlara bu
sıfatı söylerek kendilerini aşağılanmış hissederlerdi eminim.

Çokk sinirlendim..
Bu üslubum için sizlerden ayrıca özür diliyorum.
Az önce Diyarbakır belediye başkanı arkasına bir sürü
leş kargasını alarak konuşma yapıyordu tv de, ve
diyorduki bazı isimler sayıp, sizler 11yıl değil 11gün kalın
o hücrede de görelim diyor o adi, o sırtlan, o pislik,
o şerefsiz, apo denen köpeği kastederek. Koşulları
insani değilmiş, sözde hücresi ufaltılmış trilyonlar harcanıp
kişiye özel yapılan hapishanede, dişi ağrıdığında ayağına
dişçisi, dişçi koltuğu tüm levazımatı ile hizmet götürülen
o pisliğinn. 30binden fazla insanın kanının dökülmesinden
sorumlu bu adi pislik bu insan müsvettesi..

Şunları diyor Baydemir şerefsizi,
- Hiçbir cezaevinde olmayan insanlık dışı tecrit uygulamaları
11 yıldan bu yana İmralı’da sürdürülmektedir.Yeni düzenle
yaşam koşulları ortadan kaldırılmayı hedeflemektedir.
Öcalan’ın sağlığı, Türkiye’deki gelişmeleri derinden
etkileyecek kilit bir öneme sahiptir. "Başbakan, Baykal
ve Bahçeli 11 gün İmralı'da kalsın" dedi ve devam ederek,
Çözüm gerçekten çözüm isteniyorsa, Öcalan’ın barışa katkı
sunabileceği koşullar oluşturulmalıdır. diyordu.

Ve her nasılsa soyadı Türk olan diğer şerefsiz de şunları diyordu
'Kürt sorununun çözümünde Abdullah Öcalan'ın oynayacağı rol'
diyoruz. 'Barışta Abdullah Öcalan'ın oynayacağı rol' diyoruz."

Günlerdir hücresi 17cm küçültüldüğü için bir sürü şehirde olaylar
çıkartan, köpek bir katilin savunucu bu köpek ve diğerleri
bakın nasıl bir adamın ve yaşanmışlıkların savunuculuğunu
yapan insalıktan uzak varlıkların yaptıkları...








 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
..
 
 
 
 
 
 
 
 
  Hafızalara kazınan Abdullah bebek ve katili.



Mardin


Şırnak

Urfa


Tunceli


Mardin

Hakkari


Hakkari

Mardin
7 Mart 1987

Nusaybin ilçesi, Açıkyol köyü katliamı. (6 Çocuk, 2 Kadın, Toplam 8 kişi)
20 Haziran 1987
Ömerli ilçesi, Pınarcık köyü katliamı. (16 Çocuk, 6 Kadın, 8 Erkek, Toplam 30 Kişi)
23 Ocak 1987
Midyat, Bayburt köyleri, Efeler mezrası katliamı. (10 Ölü)




 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  1 Ekim 1996 tarihinde Türkiye/Diyarbakır Hantepe Köyü'nde PKK'nın katlettiği öğretmenler.


MEHMETÇİKLERİMİZ

Tunceli Pertek Pınarlar Köyü, 4 Öğretmenin Öldürülmesi

Hey Baydemir, Apo ve diğer pislik köpekler şimdi ben
sizlere diyorumki suçsuz yere öldürdüğünüz bu masum
insanların bulunduğu 1,5 metre derinliğindeki MEZARLARINA
sizi girip bir gün yaşayında ben göreyim!!!!!

1 Aralık 2009 Salı

İNSANLIK ÜZERİNE SÖZLER...


İnsanları inandıklarından vazgeçirmek, onları bir şeye inandırmaktan daha zordur.
Hz. Muhammed

Yalnız ciddi veya yalnız neşeli olabilen insan, yarım insandır.
Leigh Hunt

İnsan görünüşüyle karşılanır, kişiliği ile uğurlanır.
Anonim

Verdiğini hatırlamayan ve aldığını unutmayanlar, kutsal insanlardır.
Elizabeth Bibesco

Eğer bir insan, hem çalışkan hem akıllı ise takdir et; çalışkan fakat akıllı değilse dikkat et; akıllı fakat tembel ise ikaz et; hem akılsız hem tembel ise terk et.
Hacı Bektaş Veli

Gerçekten büyük olmayan adamlar, çevrelerini küçük adamlarla doldururlar.
E. Reich

Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.
Tolstoy

İnsanın kendini fazla ciddiye alması pek büyük bir yanlış. Kendine acıması da tehlikeli bir şeydir.
E. Benson

İyi insan olmak istersek, önce kötü insan olduğumuzu anlamalıyız.
Halit Refik Karay

En büyük insan, kendini en çok sayıda insanın yerine koyabilendir.
Jane Adams

İnsan, yaşamının dörtte üçünü yapamayacağı şeyleri istemekle geçirir.
Cicero

İnsanlar doğuştan eşittirler ama, bunu sonuna kadar sürdüremezler.
Montequieu

Her insanın üç kişiliği vardır: ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı.
Alphonse Karr

Elde edilecek bir çıkarı olduğu halde adaleti düşünen, tehlike karşısında hayatını hiçe sayan, verdiği sözü unutmayan, tam insandır.
Confucius

İnsanları iyi tanıyın. Her insanı kötü bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin.
Alphonse Karr

26 Kasım 2009 Perşembe

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


Huzuru mutluluğu elde edenlerin daim olmasını,
hala arayanların ulaşmasını sahip olmasını,
sağlık sorunu olanların şifa bulmasını diliyorum.
Kurban Bayramınızı Kutluyorum.

25 Kasım 2009 Çarşamba

BAZI HATALARIN TELAFİSİ YOKTUR

Beyaz bir kıza tecavüz suçlamasıyla asılan iki genç siyah erkeğin bu fotoğraf ABD'de çekildi. 10 bin kişinin izlediği idam sonrasında genç kıza amcasının tecavüz ettiği anlaşıldı.

Ne yazık, ve sonrası gerçek ne kadar iğrenç.
Bu haberi okuyup bu resmi gördüğümde çok etkilenmiştim.
Dünya var olduğundan beri kimbilir ne kadar çok böylesi
hatalar iftiralar yapıldı, kimbilir ne kadar çok canlar yok oldu.

Alınan can gibi başka şeylerde de hatanın yanlışın telafisi
mümkün değil bence. Bazı hatalar fiziksel can alır, bazıları
ruhsal canı alır insandan

24 Kasım 2009 Salı

ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN


İlkokul öğretmenimi çok özlüyorum.Umarım hala öyle öğretmenler
vardır. Benim öğretmenim gerçek bir anne gibiydi, çok çarpıcı şekilde
öğretirdi herşeyi.. Örneğin büyüklere yer verme konusunda çok
hassastı ve bizlere hep öğütler verirdi. Ben çocukken treni çok
kullanırdık, bir büyük biner binmez yarış ederdik yer vermek için,
ve yer veren gururlanırdı "he hee ben verdim yerimi" diye, diğerleri
bir sonraki istasyonda binecek yaşlı teyzeyi, amcayı beklemeye
koyulurdu. Ya şimdi?!!

Yabancıya gavur demeyin derdi öğretmenim 1970li yıllardı, siz
yaptığınız herşeyde başkasınada onu yapma hakkını vermiş olursunuz
derdi. Birşeyler ters gidiyorsa derslerde, öğrencinin evine gider ailesiyle
konuşurdu. Adı Afife TÜBLEK, o yıllarda 50li yaşlardaydı, hayatta
ise, veya hakkın rahmetine kavuştuysa (mekanın cennet olsun dilerim
sevgili öğretmenim) her şekilde yanında onun huzurunda olmayı çok
isterdim..ulaşamadım hiç bir şekilde.

Tüm öğretmenlerin gününü kutluyorum, her öğretmenin öğrencilerinde
böyle anılar, izler bırakmasını diliyorum.

23 Kasım 2009 Pazartesi

REZİL VE VEZİR OLMAK


Hayat çok ilginç gerçekten. Vezir olması gerekenler rezil, rezil olması
gerekenler nasıl vezir yapılabiliyor..

Hayatlarımız da çok fazla yanılgı yokmu sizcede? Belki değişiyoruz
ve bu yüzden zamanında doğru gelen artık öyle gelmez oluyor.
Ya da gerçeği göremiyoruz aldanıyoruz sanıyoruz. Bazı şeyler aynı
olduğu halde bakış değişiyorsa bu demektir ki biz bir şekilde başka
şey görmüşüz. Herşey bakışla ve anlayışımızla anlam bulmuyormu?

Yani iyi olmayan biri bize öyle gelirken bir bakıyoruz aslında iyi biri
değil, neden nasıl o sanıya kapılmışsak... Canım dediklerimize gün
geliyor canın çıksın diyecek hale geliyorsak bunda kimin suçu
var acaba?

İnsan çok kaypak aslında, sırf kendi egosunu vicdanını rahatlatmak
için yanlışına her türlü yumuşatıcıyı ekliyor, gerçekle yüzleşmek
herkesin harcı değil, ve o gerçeği kabullenmek.

Herşey insanın bakışından ibaret demiştim ya, ne acaip birşey bu
ne acaip şeylere neden oluyor, düşünün adi alçak biri bile bu şekilde
itibar görebiliyor. Peki sizce adi alçak birine itibar eden biri itibarı hak
edermi? Siz yardımcı olmaya çalışıyorsunuz sen iyisin, öyle birine
nasıl böyle olabilirsin diyorsunuz ancak siz kötü oluyorsunuz.
Ne tuhaf..

Şu bakış denen şey, şu gönül gözü denen şey ne acaip, hiç hak
etmeyen bir varlığı vezir ederken, sizi rezil edebiliyor. Şu yaşımda
anladımki hiçbir şey anlamsız değil siz ne kadar anlamaya çalışsanız da,
beyniniz dursa da, isyan etsenizde, siz ne kadar yakıştırmasanızda
insan kendini yakıştırıyorsa, var bir nedeni, siz kondurmayarak aslında
bir yanılgı, bir sanma içine giriyorsunuz.

Bazı insanlar çok istisna körlükte gerçekten, en basit bir düz mantığı
bile anlamaları  algılamaları yıllar alıyor, ve siz asla kadir kıymet
bilinen olmuyorsunuz? Yokmu böyle yaşamışlığınız? Evililiğinizde,
arkadaşlıklarınızda, böyle büyük  yanılgılarınız, ve sonrasında ölesiye
yorgunluğunuz, ve boşa giden çabalarınız?

Hayatta doğru bakışa, anlayışa sahip, kadir kıymet bilen insanlarla
karşılaşmayı diliyorum herkes için.. Ve körlere asla emek vermeyin
diyorum, inanın bir rezili vezir eden körlükte biri sizi sadece yok
edecektir veya rezil...

11 Kasım 2009 Çarşamba

DÜRÜST-İNSAN OLABİLMEK


İnsan olarak doğmak en güzel bir başlangıç
dürüst, karakterli, “İnsan" olabilmek  ise hayatta ulaşabileceğimiz
en güzel bir sonuçtur.

Dünyaya geldikten sonra karakterimizi oluşturan herşeyi
çevremiz ve yaşadıklarımız, yaşatımızı paylaştıklarımız belirler.
Bu dönem çok önemlidir, kişilik nasıl geliştiyse ondan sonrası
o anlayış ve bakış üzerine inşa olur.  Karakterimiz anlayışımız
itibar ettiklerimizin doğrularından ibaret olur, ve işte kaderimizi
bir yönüyle bunlar belirler. Dürüstlük ve doğruya verilen anlamı
yaşamıyor görmüyorsak buna önem vermeyiz, boşvermişlik
hakim olur. Hayatın anlamı, gezmek tozmak ve maddi güç olarak
verildiyse herşeye bakış budur.  Hayatını yaşa boşver anlayışı
insanı insan eden değerlerin kabul edemeyeceği bir anlayıştır.
Geride ağlayanlar bırakırken gülebilmek insanlık değildir, özde
yürekte ağlarken yalan bir oyunu yaşamakda doğru değildir,
inanın bu oyunun kayıplarını bir gün görürsünüz.
Dünya üzerinde sadece İnsan, gurur, onur, duruş, şeref,
haysiyet, dürüstlük gibi değerlere sahiptir, olmalıdır da...
 
Dürüstlük küçük şeylerden geçer
Dürüstlük bir iç görevdir.
Dürüstlük koşullarla belirlenmez.
Dürüstlük kimliğe bağlı değildir.

İtibarı,içinde yaşadığın ortam belirler..Karakteri,inandığın doğrular..
İtibar,sandığın şeydir;Karakter olduğun şey.
İtibar,fotoğraftır;Karakter ise yüz..
İtibar dışardan gelir;Karakter içerden...
İtibar,yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur;Karakter,
giderken elinde olan...
İtibar,insanların mezar taşına kazıdıklarıdır;
Karakter, meleklerin Allah huzurunda senin için söyledikleridir...

Derleme(düşüncelerim ve alıntı.

10 Kasım 2009 Salı

10 KASIM


Büyük insan, büyük ata, aramızdan ayrılışının bir kez daha
üzüntüsünü yaşıyoruz bugün...
Bu gün herkese anlamlı bir gün ama bana ve aileme daha anlamlı bir gün!

Atatürk biz türklerin tarihindeki en önemli insan gerçekten.
Düşünüyorum da o işgal sırasında ya Atatürk olmasaydı! Şu bir
gerçek ki her şeyin böylesine gelişmesindeki diğer en büyük etkende
imanı ve ülke sevgisi herşeyin üstünde olup birlik olabilen halkın,
yani dedelerimizin var olmasıdır. Günümüzde ne kadar insan üstüne
makinalı tüfekle ateş edilirken "allah allah" edalarıyla saldırıya
geçebilir diye düşünmeden de alamıyorum kendimi.

Atatürk, tam bir halk adamıydı ve asıl kuvvet kaynağının
halk olduğu inancında idi.

(Atatürke bir gününe ait bir alıntı)
Cumhuriyetimizin 3. Yıldönümünde Ankara şehri, köylerden ve
kasabalardan gelen halk ile dolmuştu. Tribünlerde geçit resmini
selamlayan Atatürk'ü kadın, erkek bütün halk çılgınca alkışlıyordu.
Atatürk, tribünden ayrılacağı sırada halk ile arasındaki asker
kordonunun kaldırılmasını emretti, yaverini yanından uzaklaştırdı,
halkın içine girdi.Ellerini halktan iki vatandaşın omuzlarına dayamış
adeta kendinden geçmiş ilerliyordu. Halk onu incitmemek için arada
bir boşluk bırakmıştı. Hayli gittikten sonra :

- Artık otomobile binseniz dediler :
uyanır gibi oldu. Yanındakine :
- Sen belki ömründe sevmemişsindir; fakat hiç sevildin mi ? dedi.
Bundaki zevk hiç bir şeyde yok. Hele aşkın Türk Milleti olursa.
Beni bu zevkten biraz daha ayırmayın.
Taşhan'ın önüne kadar böyle, halkın kucağında geldi.

Cumhuriyetin 12. Yıldönümü için birçok döviz hazırlanmıştı.
"Atatürk bizim en büyüğümüzdür.", "Atatürk bu milletin en
yükseğidir.", " Türk milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa
Kemal çıkardı." gibi Döviz listesini gözden geçiren Atatürk hepsini
çizdi, yalnız şunu yazdı :"Atatürk bizden biridir."

Atatürk der ki :"Millet sevgisi kadar büyük bir sevgi yoktur." İstiklal
Savaşında benim de milletime yaptığım bazı hizmetler olmuştur
sanırım.Fakat bunlardan hiç birini kendime mal etmedim.Yapılanların
hepsi milletin eseridir, dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur.
Geçmişte medeniyetler kurmuş bir soyun çocukları olduğumuzu ispat
etmek için, yapmamız gereken şeylerin hepsini yaptığımızı ileri
süremeyiz. Yarıda bırakılmış daha bir çok büyük işlerimiz vardır.
Ben arkadaşlara şunu tavsiye ederim. Şahsınız için değil,
kendisinden olduğunuz millet için çalışınız.**

En başta bahsettiğim, bugünün ben ve ailem için farklı anlamı
olmasının nedeni, bugün kardeşimin doğum günü olması ve
adının Mustafa Kemal, olması....

Çocukluğumda arka bahçesi olan, dedemler, baba anne, ve hala
birliğinden oluşan bir ortamda büyüdüm, bu arka bahçemizin arka
duvarına dedem bir atatürk büstü yerleştirmiş ve şu sözlerden oluşan
bir tabela yaptırıp tam büstün altına yerleştirmişti.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

7 Kasım 2009 Cumartesi

Evlilikler neden biter?


Bir yastıkta kocamak deyimi eskilerde kaldı. Artık iki yastıklı
yataklar var, aynı yatakda, aynı evde, ayrı yüreklere dönüşen
evlilikler bitiyor.

Bitiyor çünkü neden evlendiklerini bilmiyorlar... Bitiyor çünkü
umdukları çıkmıyor.... Bitiyor çünkü tensel çekimin en önemli
şey olduğunu  sanıyorlar....Bitiyor çünkü aşk sevgi için değil
belirli karşılıklı çıkar için evleniyorlar...  Bitiyor çünkü arada
anlayış değil o anki sex dürtüsü olduğundan evleniyorlar.
Bitiyor  çünkü evliliğin anlamını bilmiyorlar.

İnsanlar birbirlerini tam tanımadan evleniyor. Yada evlenene
kadar tanıyamıyorlar birbirlerini çünkü psikolojide ki deyim
olarak bir maske ile karşılaşıyorlar. Kız erkeğin erkek kızın
boşanmalarına neden olacak o hatalarını göremiyor çünkü
karşı taraf bunu örtüyor. Evlenmeden önce müthiş anlayışlı
görünen taraf nedense birden değişiyor.Karşı tarafada bu mu
benim sevdiğim aşık olduğum kadın/erkek demek düşüyor...

En sok görülen nedenlerden bir tanesi ihanetdir. Bunun
dışından herhangi bir fiziksel şiddet veya sözlerle aşağılama,
azımsama da ciddi boşanma sebeplerindendir.  Gerçek
sevginin saygının olduğu evliliklerde bundan söz edilebilirmi?
Saçma bir anlamı olan mantık evlilikleri yürümüyor.
"Sadece" ten kokusuna tav olanlar o ten kokusuna alışınca
değişik tenleri arıyor zaten gerçek temellere oturmamış
sevginin saygının gerçekliği yaşanmayan evlilik yıkılıyor
ya da göstermelik oluyor...

Maalesef aldatmanın çok doğal olduğu normal karşılanması
gerektiği öncelikle medya tarafından pompalanıyor. Değerler
inanılmaz törpülenip yok edilirken masumiyet katlediliyor.
Adı var kendi olmayan bir takım kadın yazarlar ile eğlenceli
olsun diye seks konusunu aşırı işleyen bunu sıradanlaştıran
herkesle olabilir gibi gösteren bazı kadın  yazarlar gençliği
dinamitliyor.

Şimdi yaşamayacaksam ne zaman denen salak düşünce
dejenere bir toplum yaratırken gerçeğin tam tersi olması
bunu yerle bir ediyor..Sevgi saygı anlayış hele hele aşk
kaçıncı sıralarda hele bir bakın ondan sonra neden artıyor
bahane aramayın... Bu dördünün temel olmadığı evlilikler
yıkılıyor, yıkılırken toplumuda temelinden sarsıyor...

Yıllar geçtikçe insanların fikirleri, zevkleri değişmekte. Kimi
aynı yönde gelişiyor kimi de tamamen zıt iki insan oluyor.
Bence bu bir sebep. Birde tabii hangi sebepten evlendiyseniz
o sebep ortadan kalkınca evlilikler biter. Aşk için evlenenlere
gelince. Aşkı yok eden ''Yalan''dır. Güven eksikliği oluştuysa
o evlilik bitmeye mahkumdur. En önemlisi saygıyı yitirmek,
ve kendine olan saygılarını yitirmekdir.
Dürüst olmalı her koşulda. Empati kurarak karşındaki insanı
anlamaya çalışmak lazım.Hoşgörü mühim tabiki ama bu tek
taraflı kalmamalı.

Evlilik büyük bir heyecanla başlanan, asla birbirini seven iki
insanın başbaşa yürütemediği, ailelerin, çevrenin, arkadaş ve
belki de komşuların bile dahil olduğu büyük bir kurum.
Nikah masasında evet diyen çiftler, zaman geçtikçe birbirlerine
hayır demeye başlarlar. Zorunluluklar, sorumluluklar, yaşam
kavgası işin içine karışır ve gelip aşkın ortasına otururlar.
Ardından kavgalar ve ayrılıklarn yaşanmaya başlar.

Evliliğe hazırlanırken, bu kurumun birden fazla boyutu olduğunu
bilmek gerekir. Evliliğin sosyal boyutu, kuralları, rolleri, duygusal
boyutu vardır. Evlilikte sorunlar yaşayan çiftlerin en önemli
sorunlarının başında iletişim gelir. Daha doğrusu iletişimsizlik!
İşte bu noktada devreye girmesi gereken kişilerin duygusal zekalarıdır.

Duygusal zeka, karşı tarafı anlayabilme, algılayabilme ve aynı
zamanda kendini ifade  edebilme becerisidir. Şöyle bir
düşünürseniz,  çevremizde, insanları genellikle ikiye ayırırız.
Mantıklılar, duygusallar! Mantık ağırlıklı kişileri överek yüceltir,
duygusal tepkileri yoğun olanları ise nedense küçümseriz.
Oysa atladığımız detay şudur, alınan her kararın altında
duygular yatar. İnsan, kendine yapılan eyleme karşılık
vermeden  önce duygularına başvurur. Duygusundan aldığı
mesajla düşüncesini geliştirir ve düşüncesini eyleme döker.

Evlilikte empati kurmak, duygusal zekayı geliştirerek
yaşamın içine yerleştirmek son derece önemlidir. Kendinizi
karşınızdaki insanın yerine koymayı, onun gözlerinden, onun
aklından dünyaya ve olaylara bakmayı öğrenebildiğinizde;
iletişimde büyük bir adım atmış olursunuz. Sorunlar yaşamın
içinde hep var olacaktır. Evli olun ya da olmayın, problemler
doğduğunuz gün başlar ve ölene kadar sizinle beraber gelir.
Bu hayatın gerçeğidir.

(Konunun uzmanlarından, yaşayanların tecrübelerinden
ve düşüncelerimden oluşan alıntılı bir derleme)

5 Kasım 2009 Perşembe

Bayıldım bu resime...



Nedendir anlayamadım, bu resmi ilk gördüğümde bir nevi dondum
kaldım, baktım, baktımm, baktımm, resimde az şey vardı
ama ben çok şey gördüm.
Yaz siz?

 İlk baktığımda yüzümde tebessüm oluşturdu bu resim, iki tonton
iki güzel yüz, iki tatlı yaşlı insan, atamız diyeceğimiz insanlar,
saygı ve sevgiyi hak eden iki güzel insan gördüm.

Sonra o tebessümüm, buruk bir tebessüme dönüştü, düşündüm,
işte geride çoğu gitmiş bir hayat, bir mahsunluk, bir hüzün gördüm.

Çok temiz, hürmet edip elleri öpülesi çok güzel iki insan gördüm,
yaşamışlığın ve yılların verdiği bir yorgunluk,
belkide hayata doymuşluk var bu resimde birazda,
belki çocuklarını büyütmüş ve artık başbaşa kalmış güzel bir çift,
evlerindeki fakirlik fakat yüreklerindeki zenginlikle geçmiş bir hayat,
kuzine sobanın ve huzurun verdiği sıcak sade bir ev,
geride bıraktıklarımız, yitip gidenlerimiz,
belki az eşya, az yemek ama hayatın diğer güzelliklerle yaşanması gerektiği gerçeği,
Ve geçip giden, tükenen, herşeyin aslında boş olduğu bir hayat.

Huzurun, saygının, sevginin olduğu hoş bir seda olsun hayatlarımız..

3 Kasım 2009 Salı

ALDANMAK, ALDATILMAK...


Aldanmayla, aldatılmak arasında ince bir cizgi var gibi geliyor bana.
Bazen zannederiz, karşı tarafın gerçek yüzünü göremeyiz yanılırız,
bazen gerçek yüzler gizlenir maske takılır ve o yüzden zanneder
ve yanıltılırız.. Samimiyete inanırız, sözlere inanırız, güveniriz ve
aldatılırız.

Kardelenin hikayesi gibi yaşanmışlıklar olur hayatımızda, bilirmisiniz
kardelenin hikayesini..? Hikaye bu ya....

Yıllar evvel birbirini çok seven iki çiçek varmış.Bunlardan erkek
olan, sevgilisini o kadar çok seviyormuş ki; baharda açtıklarında diğer
çiçeklerden onu kıskanıyormuş. Buna dayanamayan erkek çiçek
baharda binlerce çiçeğin içinde açmak ve kalabalığın içinde
kaybolmak yerine kışın dondurucu soğuğunda açarak canından
çok sevdiği sevgilisini daha fazla görmeyi hayal etmiş .
Yine bahar gelmiş, bütün çiçekler topragı 7 renge boyamışlar.

Erkek çiçek kışın kurduğu hayallerini anlatmış. Dişi çiçek sevgilisinin
fikirlerini çok beğenmiş, başbaşa olmak için bir daha ki sefere
hiçkimsenin açmaya cesaret edemedeği, kışın dondurucu soğuğunda
açmak için sözleşmişler.

Bahar bitmiş ,yaz geçmiş, kış gelmiş. Sevgilisine kavuşma hayali ile
yerinde duramayan erkek çiçek, karın bir yorgan gibi kapladığı
toprağı delerek yeryüzüne çıkmış. Bembeyaz karlar içinde o
renkleriyle göz kamaştıran sevgilisini aramış... Ama bulamamış...

Ümidini yitiren erkek çiçek bir süre sonra üzüntüsünden boynunu
eğmiş ve soğuğun şiddetine daha fazla dayanamamış ve hayatını
kaybetmiş. İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soğuğuna
bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe KARDELEN
ve ona sadık kalmayıp aldatan sevgiliye HERCAİ adı verilmiş...

Keşke herkes kendini tanısa ve yapabileceklerini bilse...
Ya da yapamayacaklarını...

1 Kasım 2009 Pazar

Masallar, yanılgılar, gerçekler..


Ufakken masallar dinledik ve kendi masallarımızı oluşturmaya
başladık, iş ve aşk masallarımızı, şöyle olsun, böyle olsun diye..
Ferhat ile Şirini, Leyla ile Mecnunu, üvey evlatlarına kötü
muamele eden cadıyı, pamuk prensese elma veren cadıyı,
kurbağayı prense çeviren prensesin masallarını hikayelerini
dinledik dönem dönem.

Herkesin çocukken yaşattığı masallar yaşam ilerledikçe yok
olmadımı? Hayaller gittikçe yok oldu bazıları için, bazıları
gerçekleştirebildi hayallerini..
Hayatı yaşarken masalları unutup gerçek deryasında bunaldık
bazen, bunalttılar. Bazılarının masalları yoktu, hiç olmadı,
onlar masalları olanların masallarını yok etti bu hayatta.

Kimileri de bazılarının hayat masalında yok oldu, kendi
masalından feragat etti. Bazıları başkalarının masallarına alet oldu,
kurban oldu, bazıları kurban etti hayallari beklentileri.

İclal aydın masalını yazdı aşk denilen olayın, hemde destansı
dillerde yazdı, tuna kiremitçide öyle, iki çok bilen dahi var
edemedi, o güzel aşk denilen hikayeyi yazamadı bir araya gelince.
Hikaye oldu yani.. Demekki dedim aşkı çok bilmek marifet
değilmiş, sayfa sayfa kitaplarını yazmak marifet değilmiş, iki
doğru insan bir araya gelmedikçe herşey yalan ve masaldan
ibaretmiş. Tuna kiremitçi denen, aşkın kitabını yazan rezil
yine eski karısına döndü! Acaba neler oldu olayı tam olarak
bilemiyorum tabiki, ama görünen hoş değil, zira döndü...

Nerde yanıldı bu kadar sevginin aşkın kitabını yazan sözde
yazar.. Peki iclal aydın nerde yanıldı? Yanıldı demek mümkünmü
buna, biri çıkıyor seviyorum diyor, öyle gibi davranıyor,
samimiyetine inanıyorsun ve eski karısına dönüyor bu adam.

Kendini bilmeyen anlayamayan insanlar, yani kendini yanıltan
insanlar başkalarını öyle güzel yanıltırlarkii..  İclal Aydın da
yanıldı sanırım, aldandı, adam sandı, gerçek aşık sandı, seviyor
sandı.. Bir aşk küskünü daha oldu, bir aşkı hak eden daha
kaybetti, belki artık aşka olan inancını kaybetti, belkide aşk
dolu hayat hayalini.. Hiç bir Aşk tek başına var edilemez yaşatılamaz..
Aşkın kitabını yazanlar da yanıldı...

30 Ekim 2009 Cuma

Masallar


Daha uyanmamalıydık masallardan.Ne zaman bitti o eşsiz ormanlar, yollar? ne zaman ayrıldı yolları şehzade ile ipek kızın? ve ne zaman vazgeçti yakışıklı prens yüzyıl uyuyan güzeli uyandırmaktan? Ne zaman yoruldu aladdin lambasını ovmaktan? iyilik perileri, sevimli cinler şimdi neredeler? Daha uyanmamalıydık...Masallar hep o renkte ve aynı inandırıcılıkta kalmalıydı kalbimizde.Bir şey oldu, bir yerlerde.Büyüdük mü küstük mü birşeylere ne; inanmaz olduk masallara.Dinlemez olduk ve anlatmadık bir daha.Belki anlatılacak masalımız kalmadı, çabuk yordu hayat bizi.Oysa ne güzeldi küllerinden yeniden doğan Anka kuşu, Kaf dağının ardındaki o gizemli ülke, lal bir oba uşağı ile güzeller güzeli bey kızının başkaldıran sevdası.Nasıl özlüyoruz geçmişi...Neden özler ki insan? Hele birde mutsuz bir çocuksanız...
Çocuktuk çünkü.İnanıyorduk.Köprüler geçmemiş, aldatmamış, aldatılmamış, bedeller ödememiş, ayrılık ve hasret mektupları okumamıştık.Ve dizlerimizi kanatmamıştı henüz hayat.İnanıyorduk, duruyduk, saftık, çocuktuk.Şimdi anlatacak bir masalımız bile yok, bir köşesine sığınacak...

İclal Aydın

(Yarın Masallar hakkında, ve İclal Aydın Tuna Kiremitçi hakkında yazım olacak)

29 Ekim 2009 Perşembe

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN


Müslüman Türk kadınının yavrusunu, “Ya şehit ol, ya gazi”
ninnileriyle kundaklayıp büyütmekle başlayan kutsal vazifesi,
oğlunu davul-zurna eşliğinde askere uğurlamakla devam eder.

Yavrusunun şahadet haberini metanet ve iftihar duyguları ile
karşılayan bu mübarek, eli öpülesi kadınlar içinde şahadet geçerlidir.
Evladına “Ya şehit ol, ya gazi” temennisiyle cepheye yollayan bu
analar, zamanı gelince bizzat cephede aktif görevler almış, savaşmış
şehit ve gazi olmuşlardır.
Geçmişteki zaferler, elbette ki, beşikleri nur yüzlü analar tarafından
sallanan, bu analar tarafından vatan, millet, bayrak aşkıyla
yetiştirilen vatan evlatlarının eseridir.
Bu zaferlerde kadınlarımızın, analarımızın kahramanlıklarını büyük
bir saygıyla yâd etmemiz gerekir.