25 Eylül 2010 Cumartesi

3.BLOG YAZARLARI BULUŞMASI

Bir türlü fırsat bulamadım ve biraz geç kaldım yayınlamakta.

Buluşmaya katılmak isteyen blog yazarlarının yapması gereken; Burcu hanıma ya da Zeynep hanıma mail yoluyla; Ad soyad, blog adı, telefon numaraları ile yanında getirmek istedikleri kişinin ismini belirtmeleri gerekiyor. Buluşmada keyifli bir sohbetin yanında kahvaltı tabağı ve sınırsız çay seçeneği var ve kişi başı bedeli 10 TL.

İlk buluşmalarda tekrarlanan hediyeleşme etkinliğini değiştirilmiş. Bence çok iyi yapılmış. Birbirimize hediye vermek yerine okulların açıldığı bu dönemde ihtiyacı olan öğrenciler sevindirilecek, kalem, silgi, boya kalemi, hikaye kitabı vb. birkaç malzeme zarf içinde getirilecek.

21 Eylül 2010 Salı

SEVGİNİZ İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ??

Hepimiz bu hayattan payımızı alma, mutlu ve huzurlu sağlıklı bir hayat yaşam derdindeyiz öyle değilmi?

Peki ama sevdiğiniz, ve sevginiz için neler yapabilirsiniz? Özveride bulunabilirmisiniz yoksa ben böyleyim işine gelirse diyenlerdenmisiniz?

Daha ileri olarak; diyelim sevdiğiniz insanı buldunuz (ki bunu bulmak çok zor) çok fazla konuda uyum var fakat öyle bir konuda ayrışma varki bunun için ödün vermeniz gerekiyor, bunu yaparmıydınız?

Şimdi çok daha ileri gideceğim; hayatınızda canınızı verebileceğiniz insanlar varmı? Düşündünüzmü bunu hiç, bunlar kimler? Evladı olanlar ilk bunu söyleyecektir sanırım. Eğer canınızı riske atmaya değer sevdikleriniz varsa bunları nasıl sıralardınız? Bu denli çok sevdiğiniz insanlar...

Hani Titanik filminde bir sahne var..gemi batar ve malum sevgililer denizde ve bir tahta parçasına sarılırlar, çocukta çıkmaya çalışır fakat ikisinde alması mümkün değildir, o da sevdiği kızı tahta parçasına çıkarıp
kendisi suda elini tutup beklemeye başlar.. Tabiki sonuç kaçınılmazdır. Çocuk donarak ölür kız hayatta kalır. Bu sahneyi çok düşünmüşümdür, sizce olması gereken bu mudur?

Gerçekte böyle birşey olabilirmi, bunu yaptıran ne olabilir? Çok soru var farkındayım ama gerçekten düşüncelerinizi öğrenmek isterdim nacizane, zira bir kaç post daha bunla ilgili yazmak istediğim düşüncelerim var.

19 Eylül 2010 Pazar

KEK YAPMAYA ÇALIŞTIM.:)

(resim örnektir:)
Dün bütün gün evdeydim, canım bir yere gitmek, birşey yapmak istemiyordu. Boş boş dururken, ya ben kek yapsam ya dedim. Hem de pekmezli, yaban mersinli bir kek. Elimde hiçbir liste olmadan tamamen doğaçlama ve eldeki malzemelerle birşey yaptım.:) Birşey diyorum çünkü kekimsi birşeydi ama o bir kek değildi.:)

Bu günde evdeydim (evi severim de) ve kötü bir huyum var, ya olacak ya olacak.:) Değerli bir arkadaşımdan
tarifi aldım ve işe koyuldum, kuru üzüm kattım ve en sonunda (kek kalıbını bulamadım) tepsiye döküp üstüne yaban mersini reçelinden ekledim, hafifçe karıştırıp mozaik deseni elde etmeye çalıştım.:)

Tüm karışımı gerçekleştirip sevgili annemin milattan önceden kalmış davul fırırına sürdüm. 20dk geçmeden açma kabarmaz talimatıyla 25.dk açtım ve ne görim kek hafif yanar gibi koyulaşmaya başlamış, hemen fırını kapattım ama görüntü ı ıh, o mozaik görüntüsüde olmadı.:) Hem o yüzden hemde resmini çekemediğim için koyamadım. Fırın yüzünden tam istediğim gibi olmadı ama neyseki lezzet güzeldi bu sefer, baba baya kekti yani.:) Bir tabakta bina sakinlerine sundum, lezzete pek kusur bulunmadı ama sunum herşeyi etkiliyor tabiki.:) Bir dahakine daha aklı başında göstergeli bir fırında çok daha güzeli olacak.:)

3Yumurta, 1,5 su bardağı şeker, 3su bardağı un, 1paket kabartma tozu, 1paket vanilya, yarım su bardağı süt, yarım su bardağı sıvı yağ, yarım su bardağı ister limon suyu ister vs. karışım buydu, ben kafama göre kuru üzümde kattım yarım su bardağı ve bir miktar yaban mersini.:)

16 Eylül 2010 Perşembe

İSTİYORUM...

Pişşt hey martı, kulaklarımı sağır edercesine bir çığlık istiyorum:)


Boynunda beyaz incisi olan simsiyah kedim, çocukluğumda birlikte uyurken çıkardığın o mırıltıyla uyumak istiyorum yine.:)

Sabah doğaya çıktığımda, yaprakların ucunda oluşan o çiğ tanesinin kalbimde oluşmasını istiyorum.

Lapa lapa yağan karda bir orman patikasında yürümek, herşeyi sıfırlayıp bembeyaz olmak istiyorum.

O tertemiz havayı, sabah güneşinin doğuşundaki var oluşu yüreğimde yeniden yaşamak istiyorum.

Ufka kadar herşeyin görünür olmasını, tam güneş batarken, kekik kokan çimenlerde uzanmak istiyorum.:)

Çok yoruldum..artık yakınımda akıllı, maneviyatlı, samimi, onur gurur şahsiyet sahibi karakterli insanlar istiyorum.

Huzur ve kardeşlik içinde bir Ülke istiyorum.
Ahmak ıslatan yağmurunda sırıksıklam olana dek yürümek yürümek istiyorum.

Çocukluğumda hızlı bir dansta vitrine girmiştim, yine güzel bir müzikte dağılmak, vitrine girmek istiyorum.:)

Bir zamanlar seviçten göz kırptığım kedi, yine karşıma çıkmanı istiyorum.

Beyaz bir sayfayı, değeri, anlamı, saflığı, büyüyü, tılsımı, kardeleni rezil etmeyecek hercai olmayan bir yürek...

Bu sefer sanmadan yanılmadan...

Ya siz?

14 Eylül 2010 Salı

"İNSAN" YÜREĞİ..

Merhaba arkadaşlar.
Eski ve kendimce anlamlı bulduğum kulağıma küpe yaptığım bu yazıma ufak eklemeler yapıp sizlerle tekrar paylaşarak aranıza yavaş yavaş dönüyorum...nacizane yazılarım ve paylaşımlarımla.

****
Yürektir insana bazı şeylere izin verdiren veya verdirmeyen, veya vicdan..ama ben yürek demek istiyorum, insanı insan yapan yürek.

İnsanı insan yapan evet, zira yüreği neye el veriyorsa insan, onu başkasına veya kendine reva görebiliyor. Orası rahatsız olmuyorsa  herşeyi hayatının içine katabiliyor, doğruları kendine göre değiştiriyor bazen işine geldiğince.

Aşıyor aştıkça, yıkıyor duvarlarını yıktıkça, el veriyorya yüreği, neye göre kime göre kime ne, diyor insanoğlu, üç kuruşluk Dünyada insana yakışanı yapamıyor. Sevildiğinin kıymetini bilemiyor, sevmenin Aşkın değerini kıymetini bilemiyor. Öyle bir at gözlüğü takıyorki önünden başka yeri görmüyor.

Sahibi atına sağdaki soldaki şeyleri görüp korkmasın ürkmesin diye at gözlüğünü takıyor ya, insanda işine geleni yaşayabilmek için at gözlüğü takıyor kendine..bazen bilerek, bazen bilmeyerek, ama sorgulamadan...

Yüreksizlikten şikayet eden insan yüreksizliklerin sahibi oluyor, oluyor da başı önüne eğilmiyor. Bilemiyorum belkide bu insanlar hayatları boyunca işine geleni ve mahrum kalmamak adına yaşadıkları için bu seferde aynı gamzılığa duyarsızlığa anlayışsızlığa sahip oluyorlar, yani şikayet ettikleri gibi oluyorlar..

İnsanı insan yapan Yürek değilmi gerçekten de. O yürek değilmi içinde vicdan, sorumluluk, onur, adalet olması gereken, özetle..

Hayatın boyunca yapabildiklerini ve yapamadıklarını söyle bana kim olduğunu söyleyeyim sana, ama nefret etme benden sonra, çünkü işine gelmeyen şeyleri duyacaksın, acı gerçekler tokat gibi yüzüne çarpacak...ya da boşver herneysen kimsen yaşa gitsin, mesihmiyim ki ben...

Sen herşeyi ne kadar var edeyim diye uğraşsan da anlamayan yürek her zaman herşeyi mahvetmeye görmemeye anlamamaya devam edecektir, bir bakın hep böyle olmuyormu...bilmiyordum bende bu yaşta öğrendim. Gerçekten öğrenmenin yaşı yokmuş....

Hayat yani aslında insanlar bazen yıllarınızı, saflığınızı, hatta bazı duygularınızı alan yok eden dersler veriyor insana.

Gidenlerin yerine katılanlarla kalanları daha anlamlı kılarak, daha gören gözlerle..devam.

8 Eylül 2010 Çarşamba

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN











Bayramınızı kutlamak için uğradım arkadaşlar
Ramazan bayramınız kutlu olsun. Herşey gönlünüze göre olsun, hepinize ailenizde, yuvanızda sağlık, mutluluk, huzur dolu bir ömür diliyorum. Hayatınızda hep doğru ve sizi üzmeyen değerinizi bilen insanlar olsun. Umudunuzu kırmayacak, yaşam enerjinizi bozmayacak, hayallerinizi özlemlerinizi ağız tadıyla yaşayabileceğiniz insanlar olsun.
Sevdiklerinizle bir ömür boyu mutluluklar...
Sevgilerimle...

2 Eylül 2010 Perşembe

BLOG DOSTLARI...

Uzun zamandır keyifsiz tatsız bir dönem yaşıyorum, herşeyin üst üste geldiği dönem.. Bu arada ne doğru düzgün yazabildim, ne de güzel paylaşımlarınızı takip edebildim. Hatta arasıra da olsa paylaştığım postlara yorum yazan sevgili dostların bloglarını da ihmal ettim bunun için kusuruma bakmayın lütfen.

Bu aslında hoşuma gitmeyen bir durum, çünkü bir satır yorum veya tek bir kelime bile olsa hiç farketmez, bu diğer blogun yazınıza bir anlam vermesi demek, bir anlamda itibar etmesi demek, (itibarı hak eden herkese) böylesi birşeyi karşılıksız bırakmak kendime adıma doğru değil diye düşünüyorum her zaman. Bu anlamda gerçekten üzgünüm ziyarete dönemediğim için. Dilerim yanlış anlaşılmamışımdır.
Allahın iziniyle bu ay bazı şeyler düzelmeye başlarsa yine bu sıcak güzel ortama dönmek istiyorum.
Sevgiler saygılar blog dostları...